Sena Ceren Övüç ile Konfüçyüs Enstitüsü Hakkında Bir Söyleşi

Bu söyleşimizde Konfüçyüs Enstitüsü’nü tanıtmak amacıyla uzun yıllardır Çin kültürü ve diline merakı olan, Konfüçyüs Enstitüsü’nde asistanlık gibi birçok görev almış, düzenlen etkinliklerin önemli bir parçası olmuş, Çince derslerine katılmış, ve de Çin’de ücretsiz eğitim programlarına hak kazanmış okulumuz Psikoloji bölümü 4. sınıf öğrencisi Sena Ceren Övüç ile konuşuyor olacağız.

BAL: Okulumuzdaki Konfüçyüs enstitüsünü bize kısaca tanıtır mısın Sena?

ÖVÜÇ: Okulumuzdaki Konfüçyüs Enstitüsü, İstanbul’daki 3., Türkiye’deki 4. Konfüçyüs Enstitüsü olarak Eylül 2017’de resmi olarak çalışmaya başladı, ve de Avrupa ve Amerika’daki birçok üniversitede de faaliyet gösteriyor. Amaçları kısaca Çin kültürüne ilgisi olan ve Çince öğrenmek isteyen öğrencilere olanaklar sağlamak, ki bu doğrultuda birçok etkinlik yapıyorlar. İlgilenen öğrenciler okulumuz GSF 8. kattaki ofislerine gidip buradaki Çinli hocalarla sohbet edip bu etkinlikler hakkında detaylı bilgi alıp dilerlerse onların bir parçası da olabilirler. Ayrıca okulumuzda kredili & kredisiz seçmeli dersler kapsamında verilen Çince derslerini almayı düşünen arkadaşların da uğrayıp hocalarla bir konuşmasını öneririm.

BAL: Türkiye’de 4.sü okulumuzda kurulan bu enstitünün dünyanın birçok ülkesinde benzer bir kapsamda çalıştığını söyledin. Çıkış noktası ne acaba bu enstitünün?

ÖVÜÇ: Bildiğim kadarıyla fikrin çıkış noktası dünyanın farklı yerlerinden Çinceye ya da Çin kültürüne ilgi duyan öğrencileri aynı çatıda toplamak, ve onlara tamamen kendine has olan bu dil ve kültürü olabildiğince kaliteli bir şekilde, Çince ve İngilizce hakimiyeti yüksek öğretmenler tarafından ücretsiz bir şekilde aktarmak.

BAL: Konfüçyüs Enstitüsü’nün öğrencilere birçok imkân sunduğundan bahsettin. Bu imkanların ne olduğunu bize biraz anlatır mısın?

ÖVÜÇ: Tabii. Konfüçyüs Enstitüsü öncelikle önceden bahsettiğim gibi dönem içinde seçmeli dil dersleri sunuyor öğrencilerimize. Ayrıca yazın Çin’de 2 haftalık hızlandırılmış bir dil eğitimi alma imkânı da sunuyorlar. Bu yaz kampı barınma, yeme-içme, eğitim, ve gezi masrafları dahil tamamen ücretsiz. En az 1 Çince kurunu başarıyla tamamlamış öğrenciler Enstitü’ye başvurup Nánkāi Üniversitesi’nde bu eğitimi almaya hak kazanabilir. Dil eğitiminin yanı sıra Çin Seddi ve Yasak Şehir gibi tarihi yerlerini de hocalarla birlikte geziyorlar.

BAL: Bu yaz kampı dışında başka Çin’de eğitim imkanları var mı peki?

ÖVÜÇ: Tabii ki. Çin’de 6 aylık veya 1 yıllık dil eğitimi veya Erasmus benzeri burslu programlar, ve de burslu Yüksek Lisans/Doktora programları da bulunuyor. Enstitü’nün internet sitesinde bu burs imkanları hakkında daha fazla bilgi edinebilir, ve Enstitü’ye uğrayıp hocalardan daha detaylı bilgi alabilir arkadaşlarımız bu konuda.

BAL: Okuldaki etkinliklere dönelim öyleyse.

ÖVÜÇ: En kapsamlı etkinliğimiz Çin kültür ayı. Bu ay boyunca akşam saatlerinde Çin yapımı filmler gösteriliyor ve 1 tam gün boyunca stant kurulup öğrencilere Jīngjù (Pekin operasi), paper cutting, mooncakes, Çin ilmiği ve diğer geleneksel öğeler hakkında hem hocalar hem de öğrenciler tarafından bilgi veriliyor, ikramlar yapılıyor. Bununla birlikte hem yerel hem de uluslararası gösteriler sergileniyor. Örneğin 2018 Güz döneminde dünya çapında tüm Konfüçyüs Enstitüsü barındıran üniversiteleri gezen bir Wǔshù takımı okulumuzda sahne aldı. Ve yine geçen sene 17.si düzenlenen “Chinese Bridge Chinese Proficiency Competition” yarışmasına ev sahipliği yaptık. Ayrıca farklı üniversitelerden hocalar gelip seminerler verdi.

BAL: Bize aldığın derslerde ve katıldığın etkinliklerde edindiğin kişisel deneyiminden bahsetsene.

ÖVÜÇ: Öncelikle Çince dersleri benim için çok güzel geçti. Dersleri Çinli hocalardan almak ve interaktif bir şekilde işlemek bana çok şey kattı. Okulumuzda 4 kur Çince aldım ve bu gerçekten Çinceme büyük katkı sağladı. Hemen her etkinlikte de gönüllü olarak görev aldım. Enstitünün açılışından, bahsettiğim Çin Kültür Ayı ve Wǔshù gösterisine kadar aktiftim, ki bunların ikisi de benim için en eğlenceli geçen etkinliklerdendi. Çin Kültür Ayı’nda stantta durup öğrencileri bilgilendirmekle sorumluydum ve onlarla konuşurken kendim de daha çok şey öğrenme fırsatı elde ettim. Wǔshù gösterisinde de savunma sanatlarını yapan insanların ne kadar azimle çalıştığını ve bu azimle fizik kurallarına aykırı duran hareketleri çok basitmişçesine yapmalarını izlemek beni çok etkiledi.

BAL: 2017’deki yaz kampına da gittiğini hatırlıyorum. Oradaki deneyiminden de bahseder misin bize?

ÖVÜÇ: Evet, Tiānjīn’deki Nánkāi Üniversitesi’nde 2 hafta süren, hafta içi her gün dil eğitimi alıp kültürel gezilere katıldığımız bir kamptı bu. 2 hafta bile olsa Çinceme çok büyük bir katkısı oldu bu kampın. Saklı Şehri, Çin Seddi’ni ve daha başka önemli yerleri görme şansını da elde ettim bahsettiğim gibi. Ayrıca Nánkāi Üniversitesi’nde eğitim alıp oranın yurtlarında kaldığımız için üniversiteyi ve imkanlarını da yakından tanıdım ve çevredeki halkı da yakından gözlemleme şansını kazandım. Çin gerçekten harika bir yer ve elinde imkân olan herkesin gidip görmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Çünkü Çin gelişirken diğer yandan geleneksel yapısını da koruyor ve gezdiğiniz her yerde Doğu-Batı sentezinin en muhteşem hallerini görme şansını elde ediyorsunuz. Böyle bir imkânı tamamen ücretsiz sağladığı için Konfüçyüs Enstitü’ne ne kadar teşekkür etsek az.

BAL: Peki senin Çin’e olan bu merak ve sevgin nereden geliyor?

ÖVÜÇ: Ben çok küçük yaşlardan beri Çin kültürüne ilgi duyuyorum, bunda da ailemin etkisi çok fazla. Çinli yönetmenlerin filmlerini izlerlerdi ve bunlar beni çok etkilerdi. Feng Xiaogang, Wong-Kar Wai, Stephen Chow, Zhang Yimou, Chen Kaige ve daha birçok isim. Yaşım ilerledikçe ortaokul lise yıllarında da kendim ilgilenmeye başladım. Çin yapımı filmler izlemeye, Çince şarkılar dinlemeye hatta bazı ünlüleri yakından takip etmeye başladım. Genelde İngilizce çevirilerini takip ediyordum bunların, ama bir yerden sonra elimdeki kaynaklar bana yetmemeye başladı ve ben de Lise 2’de Çince öğrenmeye başladım. Üniversite sınavına hazırlanırken ise maalesef ara vermek zorunda kaldım. Neyse ki üniversitemizi kazandıktan sonra Konfüçyüs Enstitüsü’nün kurulmasıyla birlikte ders alarak eğitimime devam ettim.

BAL: Peki Çince bilmek sana ne kattı?

ÖVÜÇ: Öncelikle Çinceyi tam anlamıyla biliyorum diyemem çünkü bir dili bilmek bence o dilde tamamen akıcı bir şekilde konuşabilmek ve neredeyse her şeyi anlayabilmek demektir. Bununla birlikte dünyanın en zor dillerinden birini ve karakterlerini yazıp okuyabilmek insana kendini harika hissettiriyor. Herhangi bir yerde konuşulan Çinceyi biraz da olsa anlamak ya da gördüğüm herhangi bir şeyi kolay bile olsa okuyabilmek insana bu kültürü ve dili daha çok öğrenme isteği veriyor. Çince öğrenmek hem kültürü anlamak hem de sayısı 1 milyarı aşan bu toplumun insanlarıyla tanışmak için önemli bir araç. Enstitü bünyesindeki etkinliklerden ve Çin’deki yaz kampından da harika arkadaşlar edindim.

BAL: Son olarak, okuyucularımıza söylemek istediğin bir şey var mı? ÖVÜÇ: Çincenin öğrenilmesi neredeyse imkânsız olduğu gibi önyargılarını yıkıp, en azından 1 kur da olsa Çinceye bir şans vermelerini öneriyorum. Görecekler ki zor da olsa bir o kadar da zevkli ve aslında Avrupa dillerinden birçok açıdan da basit, ezber gerektiren çekim eklerinin bulunmaması gibi örneğin. Son olarak da Konfüçyüs Enstitüsü’ndeki tüm hocalarıma ve çalışanlara teşekkür ediyorum.

BAL: Biz de sana teşekkür ederiz Ceren.


Sena'dan Çince medyadan bazı öneriler:

Film: Lao Pao Er, Us and Them, Journey to the West, Farewell My Concubine, If You Are the One

Dizi: Falling in Love With You, Meteor Garden

Donghua: Mo Dao Zu Shi

İnsanların Hayatını Gösteren Programlar: Running Man, Happy Camp, Back to Field, 7th Floor of Mystery, Rap of China

Müzik: Leehom Wang – Unbelievable, Feng Wang – Beijing Beijing, Wu Yifan – Big Bowl Thick Noodles, Leehom Wang – The One and Only